İslam’da Bilim ve Tekniğin Ehemmiyeti

Son Din olarak yeryüzüne gönderilen İslam dininin daha önce insanlara verilen dinlerden en önemli farklarından biri İlim ve Fenne, Akla verdiği özel önemdir. Allah tabii ki İnsanları başıboş bırakmamış her daim bir peygamber göndermiş, O ümmete verilen din ile bu bağı güçlendirerek devamlı kılmıştır.

Son din olarak İnsanlığa verilen İslam dinimizin bu noktada öncekilerden İlim ve akla verdiği dikkate değer özel anlam ve ehemmiyet ile ayrışmaktadır. İsterseniz konuyu biraz açalım. 

 Dinimizin bel kemiğini oluşturan Kur’an-ı Kerim, muhteviyatında Bilime ve çok önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de İlim ve onun altyapısını oluşturan Eğitim, Öğretim konusunda ayetlerin çokluğu bilinmektedir.

Yazımızın başında da ezcümle kavram karışıklığını oluşturmaması adına eski Türkçe olarak kullanılan “İlim” kelimesinin günümüzde modern dildeki karşılığının “Bilim” kelimesi olduğunu da belirtmek isterim. İslam’da kullanılan haliyle “İlim” kelimesi içinde daha geniş anlamlar barındıran bir kavramdır.

Kuran-ı Kerim’de bilim ile ilişkili ayetleri toparlayıp gözden geçirdiğimizde; Okuma-yazma ve kalemden, İnsan bilgisinin kaynağı ve değeriyle, İnsanın yetiştirilmesi, Bilim ilim ve tefekkür gibi konulardan bahseden çok sayıda âyet mevcuttur. Hakeza Hz. Peygamberimizin benzeri konularda çok sayıda Hadis-i Şerif’i vardır.

Bu Konuya ilişkin bazı başlıca âyet ve hadisleri zikredelim;

Her şeyden önce “Kuran” kelimesinin bir anlamı da “Okumak” demektir. Hazreti Peygamber (SAV)’e ilk inen ayetin de “Oku”[1] emri olduğunu düşünürsek geldiği dönemdeki cehalet göz önüne alındığında ne bunun ne kadar ileri bir emir olduğunu kolayca anlayabiliriz. Gene Kuran’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[2] sözü ile insanların açıkça bilim ve eğitim mücadelesi içinde olmaları istenmektedir. Buna dayalı olarak Hazreti Muhammed (SAV) de “İlim her erkek ve kadın üzerine farzdır”[3] , “İlim Çin’de dahi olsa alınız.”[4] , “En faziletli sadaka Müslüman’ın ilim öğrenip sonra onu Müslüman kardeşine öğretmesidir.”[5] , “İlim öğrenmek için yola çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.”[6] , “Peygamberler, ne bir altın ve ne de bir gümüş miras bırakmamışlar, ancak İlmi miras bırakmışlardır. İşte o mirasa konan, sonsuz haz ve nasip almış demektir.”[7]

“Allah (cc) beni sizlere bir muallim (öğretici) olarak gönderdi”[8] diyerek kendisinin de insanları eğiten bir öğretici olduğunu belirtmiştir. Nitekim hayatı boyunca bize bir eğitici, öğretmen olmuştur.

Hz. ALİ (R.A.) : “İlim maldan hayırlıdır. İlim seni korur, malı ise sen korursun. İlim amel edildikçe artar, mal ise harcandıkça eksilir”[9] diyerek ilmin maldan daha hayırlı olduğunu belirtmiştir.

Kuran-ı Kerim’de Fıkıh ilminin sahasına açıkça giren 150 kadar ayete mukabil, Fizik, Kimya, Astronomi, Biyoloji, Tıp gibi sahalara dair 750 kadar âyet vardır.[10]

Kuran-ı Kerim doğaya, göklere bakıp İnsanları düşünmeye, araştırmaya, bilgilerini artırmaya ve bunlardan kendilerine dersler çıkarmaya teşvik etmektedir: “Gerçekten de yerlerin ve göklerin yaradılışında, gün ve gecenin uzayıp kısalmasında akıl sahipleri için muhakkak birçok işaretler vardır. Bu gibi kimseler ayakta iken, otururken ve yatıp uzandıkları yerde Allah’ı tefekkür ederler, gökyüzü ve yeryüzünün yaradılışını inceden inceye düşünürler (ve şöyle derler): -Ya Rabbi! Sen bunları boş yere yaratmadın. Seni yüceltir, ululuğunu kabul ederiz. Sen bizi cehennem azabından koru…”[11]

Hz. Peygamberimiz Eğitim Müesseselerini de cennet bahçelerine benzetmektedir. “Cennet bahçelerine uğrarsanız, onlardan faydalanın, istifade edin”. Sahabe-i Kiram: “Cennet Bahçeleri nedir?” diye sorduklarında:” İlim Meclisleridir, öğretim yerleridir.” Cevabını vermişlerdir. Diğer taraftan: “Ya bilgin ol, ya öğrenci ol veya dinleyici ol, dördüncü olma helak olursun”[12] demiştir. Gene bir hadisinde: “İlim ve hikmet mü’minin yitik malıdır; nerede bulursa alır”[13] diyerek ilmin menşeini sormadan kaybolmuş mal gibi alınmasını istemiştir. Hz. Muhammed dualarında Cenab-ı Allah’a “Allah’ım ilmimi artır”[14] diyerek ilminin artırılmasını istemiştir.

Yukarıda kısaca İlme, Eğitime ilişkin ayet ve hadislerden örnekler vermeye çalıştık. Bu ayet ve hadisleri artırabiliriz. İslam’ın Bilime, Düşünmeye, Eğitim Öğrenim faaliyetlerini her şekilde teşvik ettiği, desteklediği, İnsanları bu alanlarda mücadele içinde olması gerektiğini konusunda uyardığını çıkarabiliriz. İlmin kimsenin malı ve tekelinde olmadığı, Ancak sahiplenen, öğrenen, kullanan kişilerin faydalanacağını, Bilimden uzak olanın zararda olacağını haber vermektedir.  

Eğitim ve bilime ait ayet ve hadislere kulak veren Müslüman bilim adamları geçmişte bilime büyük hizmetler etmiştir. Bugünkü Batı medeniyetinin gelişmesine, Rönesans’ın kapısının açılmasına önderlik etmişlerdir. IX-XVIII Yüzyılları arasında, Matematik, Astronomi, Fizik, Kimya, Biyoloji, Tıp vb. alanlarda meşhur ve otorite olanlar Müslüman bilginlerdir.[15] XVIII. Yüzyıla kadar ki dönemde Müslüman bilim insanlarının çalışmaları Avrupa başta olmak üzere Dünya biliminde temel ana ölçüt kabul edilmekteydi. Rönesans ile düşünce devrimi yaşayan Avrupa milletleri Müslümanların bilimi üzerine kendi anlayış ve çalışmalarını koyarak bilgiyi ve bilimi ilerletmişler ve bugünkü Batı medeniyetinin maddi gelişmişlik düzeyine gelmesini sağlamışlardır. Günümüz biliminde temel kabul edilen birçok kavram ve teorinin aslen Avrupalı bilim insanları tarafından değil de ondan asırlarca önce yaşamış Müslüman bilginler tarafından geliştirildiği, sonrasında bilginin ve bilimsel metotların ticaret, askeri-siyasi ilişkiler, İstanbul’un fethi gibi yollarla Batıya taşındığı birçok bilim tarihçisinin kabul ettiği bir gerçektir. Burada bir gerçek de vardır ki, Avrupalı bilim insanları Müslümanların bilimi, çalışma metotlarını İslam’ın Kuran-ı Kerim ve Hz. Peygamberin bize çizdiği yolda olduğu gibi alıp özümsemişler, bilimi elde etmek için mücadele etmişler. Çalışarak geliştirmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında Avrupalı bilim insanları İslam’ın Kuran-ı Kerim ve Peygamberimizin şiarını çoğu Müslüman toplumdan daha mı iyi yerine getirmiştir. Maalesef bu şiarı kaybeden Müslüman milletler gerileyip, kendi geçimini bile sağlayamaz hale gelirken, Avrupa ve genel haliyle Batı milletleri ilerlemişlerdir.

Çalışıp ilme önem verdiğimiz zamanlar çok ilerlere gitmişiz. Örneğin; Matematik biliminin temelini teşkil eden Cebir’i Cabir İsminde bir Müslüman bulmuştur. Fahrettin-i Razi mikrobu keşfetmiş, çiçek ve kızamık aşılarını geliştirmiş, kalp sektelerine hacamatı kullanmış, böbrek taşlarım İlk defa ilaçla eritmiştir. İbn-i Sina şeker hastalığını keşfetmiş, civa ile tedavi usulünü getirmiştir.[16]

Bu noktada, Müslüman bilginlerin sadece Arap asıllı bilginlerden ibaret olmadığı da gerçeğini de görmek gerekir. Bir kısım araştırmacılar ve Batılı uzmanlar bilimsel yayınlarında, “Farisîler’in ve Türkler’in İslam bilim tarihine yaptıkları katkıyı görmezden gelir. Ancak Türkler özellikle 15. yüzyıldan sonra bu konuda bayrağı devralmışlardır. Bu dönemde iki Türk şehri olan Semerkant ve İstanbul, İslam dünyasının bilim ve felsefe merkezleri haline gelmişlerdir. Birbirinin çağdaşı olan iki Türk hükümdarı, Uluğ Bey ve Fatih Sultan Mehmed, çevrelerinde bilim adamlarını ve filozofları himaye etmişlerdir. Osmanlı topraklarından Türkistan’a giden Kadızade Rumi, Semerkant’taki rasathanede görev almış; Semerkant’tan İstanbul’a gelen Ali Kuşçu da medreselerde ders vermiştir. Uluğ Bey bugün bile yazdıklarına başvurulan bir astronomdu. Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca bilen Fatih Sultan Mehmed, döneminin önemli şairlerindendi ve çok zengin bir kütüphaneye sahipti. Fatih Sultan Mehmed zamanında Osmanlı Sarayı’nda büyük bir fikir özgürlüğünün olduğunu, çok ilginç felsefi tartışmaların yapıldığını biliyoruz.”[17] Bu tartışmaların yapıldığı Türk Sarayı ve şehirleri döneminin sadece Bilim Kültür merkezi değil, Dünya siyaseti ticaretinin belirlendiği bir merkezleriydiler.

Büyük İslam Bilgini El-Biruni’nin İlim ile ilgili birkaç sözüne burada yer vermeden geçmeyelim.

BİRUNİ

 “Ben her kişinin kendi çalışmasında yapması gerekeni yaptım: Öncellerinin başarılarını minnettarlıkla karşılamak, Onların yanlışlarını ürkmeden doğrultmak, Kendisine gerçek olarak görüneni gelecek kuşağa ve sonrakilere emanet etmek.” , “Benim bilimle uğraşma sebebim Ali İmran Suresi 191. ayettir”  el-Bīrūnī ( 973/ö.1048)

Peki Şimdi Ne Yapmalıyız?

İslam’ın Bilim, Fen ve Akla verdiği önemi hem ayet ve hadisler hem de yaşamış Müslüman Bilim insanları ekseni üzerinden anlatmaya çalıştım.

Şimdi de özellikle Bilimde ilerlememizi sağlayacak altyapıyı oluşturan Eğitim Kültür alanında neler yapabileceğimizi irdelemek istedim.

İlk önce gençliğimizin hem manevi hem de günün en ileri bilimsel teknik gelişmelerini öğrenerek yetiştirilmesi elzemdir. Burada sadece son teknolojiyi öğretmekten ziyade modern dünyanın gelişimini anlayarak, dünya medeniyeti ve biliminin nereye koştuğunu idrak etmiş, bu yolda da kendini geliştirip, mantığı anlamış gençleri yetiştirmek gereklidir. Bunu nasıl yapacağız diye bir soru hemen gelecektir.

Bu makaleyi yazan şahıs olarak nacizane önerim burada, Klasik okul anlayışının yanında, küçük ölçekte her mahalle her semtte yer alacak şekilde mahalle mektebi şeklinde oluşturulmuş eğitmen ve öğrencilerin geleneksel okul eğitimi sonrasında vakit geçirebilecekleri nitelikli ve maneviyatı güçlü eğitmenlerinin gözetiminde eğitim ve gelişim çalışmalarını yürütebilecekleri bir yapının oluşturulmasıdır. Bu merkezlerde (mekteplerde) gençlerimiz arkadaş ortamında geleneksel mahalle kültürü anlayışı içinde özellikle kişisel gelişimlerini yönelik eğitimler alacaklar, uygulamalı fen ve benzeri teknolojik projelerle becerilerini artırabileceklerdir. Hakeza bu merkezlerin (mekteplerin) örgün eğitimin dışında kalan gençlerimizin yetiştirilmesi içinde faydalı olacağı kanaatindeyim. Sosyal amaçlı projeler böyle kurumlarda daha başarılı olarak uygulanabilir.

Yaygın okul eğitiminde ise Din kültür derslerinin haricinde dini manevi kültür tarihimizi anlatmaya ve bu değerleri gençlere aşılamamızı sağlayacak ders ve müfredatın okullarımıza girmesi etkinliğinin sağlanması önemlidir. Bilimsel içerikli dersler eğitim müfredatımızda vardır. Fakat, oldukça teorki kalmaktadır. Gençlerimizin bu konuların içeriğini ve gelecek hayatlarındaki anlamını daha iyi kavrayabilmesi için alanında uzman meslek erbabının bu derslere anlatıcı olarak katılmaları, yerine göre öğrencilere yönelik seminer konferanslarla bilimsel konulara gençlerin ilgi alakaları artırabilir. Uygulamalı Bilim Derslerinin ve müfredattaki ağırlığının artırılması önemlidir.

Eğitim anlayışımıza yerleşmiş olan bilim ve fen konuları ile milli manevi değerlerimizi iki ayrı ve zıt alanlarmış gibi gören anlayışı da yıkmamız gereklidir. Bu noktada, Diyanet başta olmak üzere dini kurumlarımızın toplumda yer etmiş yanlış dini anlayışlardan temizleyecek çalışmaları yoğunlaştırması gereklidir. Bilim ve İslam birbirine zıt kavramlar olmadığı gibi birbirini desteklediğini bu kurumların anlatması önemlidir.

Topluma belli değerleri aşılamada popüler kültür öğeleri ve medyanın (Sosyal medya + TV + Dijital mecralar, vb.) etkisi tartışmasızdır. Bu araçları kullanarak dini değerlerimiz doğru haliyle anlatılabilir. Batı dünyası kendi anlayışı ve dini temelli kültürünü bu platformlar üzerinden hepimize tüm dünyaya anlatmaktadır. Bu platformları kullanan -hatta içinde yaşayan- gençlerimiz kendi anne babasının, dedesinin İslam dininden önce Batı’nın dinini öğrenmiş olmaktadır. Dinimizin doğru şekilde anlatılması da çok önemlidir. Batı kaynaklı medyanın İslam dinini olduğundan çok farklı yansıtmaya çalıştığını da hepimiz görmekteyiz. Bu hegemonyanın kırılması gereklidir. Dijital platformlara yönelik hem kamu hem de özel sektör destekli bu yönde projeler üretilmelidir.  

  Yazımızı sonlandırırken Peygamberimizin dediği gibi, İlim Müslümanın yitik malıdır. Nereden ediniyorsa almalıdır. Günümüz Müslümanları da bunu şiar edinmeli hayatlarında da uygulamalıdırlar. Uygulamadıkları takdirde yaşadığımız birçok sıkıntıyı yaşamaya devam eder, yoksulluk, yoksunluk, çaresizlik ve cahillik dörtgeninde yaşayıp duracağız. Maalesef bu hata gençlerimizin İslam’a uzak kalmasına da yol açacaktır.

Hazırlayan: Murat Gezer


Kaynakça:

[1] Alak, 1-5.

[2] Zümer, 9.

[3] Muhammed Bin Abdullah el-Hadib Tebrizi, Mışkat’ül Mesabih, Beyrut 1985.

[4] Beyhaki, Şûabul îman, c. II, 254, Beyrut 1990.

[5] el-Fethul Kebir, II,210.

[6] Bkz. Ebu İsa et-Tirmizî, Sünen-i Tirmizî Tercemesi, (Çev. Osman Zeki Moüamehmetoğiu), Yunus Emre Yayınevi, İstanbul 1975, IV, s. 398; Muhyiddin-i Nevevî, Riyâzu’s Satihîn ve Tercemesi, (Çev. Hasan Hüsnü Erdem), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlan, Ankara 1958, II, s. 5.

[7] Muhyiddin-i Nevevî, Riyâzu’s-Salihîıı ve Tercemesi, 111, s. 7-8; et-Tirmizî, Sünen-i Tirmizî tercemesi, IV, s. 422.

[8] İbn-i Mace, Sünen, Mukaddime, Nr. 229.

[9] Gazzafî, İhyau Ulümi’d-Din, (Çev. Ahmet Serciaroğlu), c. 1, s. 23

[10] İstanbul Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi Sayı: 14, Yıl: 2006

[11] Âl-iİmran, 190-191.

[12] îbn-i Mace, 229.

[13] Mansur Ali Nasıf, et-Tac, Kitabu’l-îlm, Kahire 1961,1, 64. ‘

[14] Taha, 114.

[15] Bkz. Mehmet Bayraklar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, Ankara 1985, s. 31-33, 69-72, 97-98, 121-122; Adnan Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve Din, İstanbul 1969, s. 102-120; Amiran Kurtkan Bİlgiseven, Türk Milletinin Manevi Değerleri, İstanbul 1977, s. 21-23.

[16] İstanbul Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi Sayı: 14, Yıl: 2006

[17] İslam’da Bilim ve Teknik, Cilt I, Nisan 2008, Fuad Sezgin, sy.7

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
YouTube
Pinterest
LinkedIn
Share