Döviz Kuru Değişiminin Nedenleri, Sonuçları

Döviz Kuru nedir, nasıl değişir, Dolar kurundaki yıllar içindeki değişim nasıl olmuştur, neden son birkaç yıldır TL değer kaybetmektedir, Bunu irdeledik!

Genel anlamda döviz yani yabancı para, yabancı ülkelerin para birimlerine verilen isimdir. Diğer meta fiyatlarında olduğu gibi döviz kurları yani fiyatları da arz – talep dengesine göre belirlenmekte. Döviz kurları nerede ve ne için önemlidir diyebilirsiniz; Bir ülke dış dünya ile yaptığı alışverişi döviz ile yapmaktadır.

Döviz kurları, piyasadaki yabancı paraya olan talebe göre veya o ülkenin sahip olduğu döviz miktarının fazlalığı veya azlığına göre belirlenir. Örneğin; bir ülkenin iç piyasasında yeteri miktarda döviz bulunmuyorsa, vatandaşların ya da şirketlerin döviz talebi karşılanamayacak seviyedeyse o ülkede döviz kuru arz-talep kanunları gereği ciddi yükselir.

Ülkemizdeki duruma baktığımızda, 2000’li yıllarda meydana gelen döviz krizi asıl olarak dövizin ülke içindeki yetersizliği kaynaklıydı. Bu dönemde dolar 640 bin TL’den 1,6 milyon TL’ye kadar çıkmıştı. Ülkemiz 2002 sonrasında ‘Dalgalı kur rejimi (floated Exchange rate regime)’ne geçerek dövizin piyasa şartlarına göre fiyatlaması sistemine geçti. Sonraki dönemde ülke ekonomisindeki düzelmeler, istikrarın artmasıyla birlikte ülkeye yabancı sermayenin girişinin artması, ülkemizin yabancıların gözünde iyi bir yatırım merkezi gibi görünmesi gibi etkilerle yabancı sermaye açısından daha bol bir dönem geçirmiştir. Bu nedenle de, döviz bolluğunun etkisiyle ülke döviz kurlarında ciddi bir yükseliş olmamış, hatta düşüş trendi göstermiştir.

Özellikle 2008 döneminde Batı dünyasının içine düştüğü bankacılık krizi ve finans piyasalarındaki dalgalanmalar, bu ülke finans kurumlarına olan güvenin düşmesine yol açtı. Büyük hacimli finans da kendi ülkelerini güvenli görmedikleri için Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yöneldiler. Rusya, Brezilya, Polonya, Arjantin, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler büyük finanslar için çok cazip imkânlar sunuyordu. Tabii, bu büyük sermayeler girdiği ülkeler de döviz bolluğuna, kredi imkânlarının genişliğine ve dövizin ucuzlamasına yol açtılar.

Rezerv-para-istatisitk  (Kaynak: IMF / COFER istatistikleri.)

2008 yılındaki Amerika kaynaklı bankacılık krizinde, Amerikan merkez bankası (FED), ülkedeki krizi aşma düşüncesiyle bir şey yaptı. Bunu Avrupa, Japon Merkez bankaları da izlediler. O da para basmaktı. Banknot matbaalarını tam kapasite çalıştırarak finans piyasalarını hatırı sayılır biçimde (M1+M2) para sürdüler. Parasal genişleme (Monetary Base) denilen bu süreçle, özellikle Amerikan finans kurumları atıl bir finans (para) sahibi oldular.

 

Bu atıl finans da bahsettiğimiz nedenlerden dolayı kendi ülkelerinde değil de Türkiye, Arjantin, Polonya, Romanya gibi ülkelere büyük oranda aktılar. Çünkü bu ülkelerde verilen banka mevduatı, kredi faiz oranları gelişmiş ülkelere göre oldukça yüksekti. Ayrıca Gayrimenkul, Borsa, emtia, forex piyasaları çok daha canlıydı. Büyük sermayeye daha yüksek getiri fırsatları sundular. Tüm bu gelişmelerde ülkemiz başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde döviz ucuzluğuna ve kredilendirme kolaylığına, belli oranda ekonomik büyümeye yol açtı.

Fakat her bolluğun bir kıtlığı olduğu gibi bu güzel bahar havasının da bir gündönümü vardı. Amerika ve Avrupa ülkeleri aradan geçen yıllar içinde ekonomilerini nispeten toparladılar. Piyasalara daha fazla güven aşılayarak finans sistemini geliştirdiler. Ve en önemlisi de piyasaya yaptıkları parasal genişlemeyi azaltacaklarını göstermeye başladılar. Zaten Amerika Merkez Bankası (FED)’in parasal genişlemeyi azaltacağını duyurmasıyla, tüm dünya piyasalarında döviz kurları yükselmeye başladı. Oysa daha bu konuda reel bir gelişme bile yaşanmamıştı. Sadece FED tarafında “artık eskisi kadar para basmayacağız mesajı” veriliyordu. Ama bu bile dolara olan ilginin artışına ve büyük banka, finans çevrelerinin dolara dönmesinde etkili olmuştu. Çünkü sadece ‘para basarak’ ekonomik sorunlar çözülemezdi. Nitekim büyük ekonomilerdeki yapısal sorunlar çözülemedi. Elbette ki bu paralar sahibi olan ülkelere geri dönecekti.

Ülkemizin durumuna geri dönersek, 2002 yılından sonra hem siyasi istikrarın oturması hem de komşu ve dış ülkelerle iyi ilişkilerin olması iç yatırımcı ve uluslararası finans kurumları için Türkiye’yi güvenli yatırım yapılabilir ülke konumuna gelmesine yol açtı. Özellikle de 2008’den sonra bahsettiğimiz küresel gelişmelerin etkisiyle Türkiye büyük miktarda dolar merkezli sermayenin akımına uğradı. Körfez ülkeleri kaynaklı sermaye de ülkemizde yatırımlar, gayrimenkul alımları, bazı ticari girişimleriyle ekonomimize katkıda bulundular. Fakat 2013 ve sonrası dönemde bu gidişat değişti. Siyasi ortamın gerginleşmesi, küresel ekonomik gelişmeler, komşularımızdaki çatışmalar, kendi ekonomik sorunlarımız ülkemize olan güvenin yabancıların gözünde düşmesine yol açtı. Arap sermayesinin son birkaç yıldır ülkemizden çıktığı, ellerindeki gayrimenkulleri ellerinden çıkardıkları bilinmektedir.

Dünya piyasalarındaki doların değer artışı benzer oranlarda ülkemizde de yaşanmıştır. Türkiye’nin bir farkı, bölgesel ve kendi iç sorunlarımızdan kaynaklı görünen ekstra döviz kuru dalgalanmalarını yaşamış olmasıdır. Burada spekülatif kaynaklı çalışmalar da olabilir.

Ne Üretirsen Paran da O Kadar Güçlüdür

Bir gerçek var ki, bir para birimi o ülke zenginliğinin üretim gücünün yansımasıdır. Yaşanan birçok gelişme Türkiye gibi gelişen ülkelerde ucuz ve bol dövize sahip olmasını sağladı. Bu da, ekonomide bir rahatlığa aslen asılsız bir zenginleşmeye, tüketim genişlemesine, kredi bolluğuna dönüştü. Ama bu yapay bir süreçti. Paralar kendi ülkelerine öyle böyle dönecekti. Zaten yaşanan da odur.

Reel Kur Endeksi de Önemli

Döviz kurunun değeri kadar reel kur endeksi de bir para biriminin değerini anlamada önemlidir. Reel alım gücü hesaba katılıp, fiyat artış oranı hesaplanarak bulunan değerlerdir. Bir paranın reel satın alma gücü cinsinden değerini ifade etmek üzere kullanılan reel döviz kuru kavramı, gerçek de döviz kurunun değerlenip değerlenmediğini anlamada en önemli veridir. Bu konudaki mevcut istatistiklere baktığımız zaman Türk Lirasının çok da değer kaybetmediği yani yakın bir aralıkta döndüğü görülmektedir.

Ayreten paramızın belli miktarda ucuzlamasının, ihracatı karlı hale getirdiğini, ithalatı pahalandırdığını söylemek de isteriz. Yerli üretim daha avantajlı hale gelirken ithal mallarla rekabet eden üreticiler daha bir rahatlayacaklardır.

 

RSS
Follow by Email
YouTube
Pinterest
LinkedIn
Share